Skip to main content

Masterclass Tasarım Eğitimi Alın. Başvuru için tıklayın.

Korona önlemleri gereği artık online şekilde devam etmektedir.

Efendiler Takma Ad Kullanıyor

Bu yazıda ilginç efendilik hikayelerine göz atalım dedim. Birinci ve ikinci dünya savaşı sonrasında güçsüz düşen ülkeler, vatandaşlarına “vatan millet sakarya” gazı vererek üretime yönlendirdi. Bunun içerisinde Türkiye ‘de dahildi. Üretim kritik bir ülke gücü ölçüm parametresidir. Bunu göz ardı edemeyiz. Fakat burada ince bir çizgi var. Devlet mi halk için, halk mı devlet için?

Devletler yönettikleri vatandaşları minik köleleri görürse onların köleleşmesi ve diğer ülkelerin ucuz iş gücü olmasına göz yumarak gelir elde etmeye odaklanır. Buna en iyi örnek çin. Para biriminin bile değerlenmesini istemeyen bir yönetim çini idare etmektedir ve halkın fakir kalması yönetimin işine gelmektedir.

Diğer taraftan vatandaşlarının güçlenmesini ve diğer ülkelerde üretim yaptırarak küresel piyasada birer başrol oyuncusu olmasını isteyen devletler de var. Burada da en iyi örnek amerika malesef. Yani kapitalizm.

Şimdi dikkatli düşünelim:

  • Ya halk köle olup, devleti tarafından diğer ülkelere ucuz iş gücü olarak pazarlanıyor.
  • Ya halk güçlü olup, kapitalist ve yüksek vergi kesen bir devletin hikayesine girmek zorunda oluyor.

İki tercihte de devlet kârlı, odak noktamız bu olmalı. Fakat birisinde devletin zihniyeti halkının geleceğini köle yada patron olarak etkiliyor.

Türkiye 2027 yılına kadar üretimi güçlendirip, nitelikli ürünler üretmez ise neler olacağı içler acısı. Avrupanın ucuz iş gücü cennetine dönen bir Türkiye ‘den islami bayraktarlık beklenemez. Nitelikli, kaliteli, sürdürülebilir ve az insan gücüne ihtiyaç duyacak şekilde üretimimizi evrilmeye hazır tutmalıyız. Her an her gelişmeye hazır üretim tesislerimiz olmalı. Her kafada üretime yatkın, yenilikçi üretim yöneticilerimiz olmalı.

Gençlerin amerikada çöpçülük hayali kurduğu bir Türkiye artık zihnen bizleri yormaktadır. Gençlerin girişimcilik adı altında yıllarca boş eğitimler alıp 25 yaşında piyasada salınması da yanlıştır. Eğitim çok küçükken başlamalı ve yeteneğe göre ilerlemelidir. Bu noktada eğitim sisteminin de değişmesi aslında üretim gücümüzün artması anlamına dolaylı yoldan gelmektedir.

Artık yurt dışında işletme adları bile hiç bir anlam taşımayan firmalar, yüzlerce yazılımcıyı istihdam ederek milyon dolar kazanan pazarlarını kendileri açmaktadır. Basit torna-tesviye ile üretim devri bitmiştir, kapatılamaz mecburuz ama getiri sağlamaz durumdadır. Bu yeni takma ad kullanan efendilerin şirketleri kölelerini 2-3 yıl istihdam ederek kenara atmakta, yerine yeni ve hevesli genç mühendisleri işe alarak peşinde işsizler ordusu üreten bir bilişim firması olarak yoluna tam gaz devam etmektedir.

1 milyon yazılımcı hedefi ülkemizin gelişimi için çok iyi bir fırsat olsa da bu gençlerin tümünün nitelikli dijital bilince eriştirilmesi gereklidir. Yoksa ucuz yazılımcılar olarak sektörü baltalayan birer unsur olmakla beraber, yine 5 yıllık döngüde 1 milyon işsiz yazılımcımız olması beni korkutmaktadır.

Ülkemizin ihtiyaçlarını analiz edip, bu gençleride buna kanalize eden bir dijital fabrika kurulması artık mecburiyet olmuştur. Bu fabrikanın ürünleri, öncelikle toplumu bozan veri toplayıcı sosyal medya ve pazar yerlerinin muadillerini üretmek, daha sonrada küresel piyasada bunları büyüterek en azından kendi gençlerimizi belli bağımlılıklardan kurtarıp üretebilir hale getirmeyi amaç edinmelidir.